"Beni hiç dinlemiyorsun" çoğu zaman kelime anlamıyla doğru değildir.

Bunu söyleyen kişi genellikle karşı tarafın söylenenleri duyduğunu bilir. Hatta isterse tekrar edebileceğini de bilir. Yaralanma başka yerdedir: konuşan kişi, söylediklerinin karşı tarafta bir karşılık bulduğunu hissetmez. Hiçbir şey içeri girmez. Hiçbir şey değişmez. Partner cümleyi duyar, sonra da sanki o cümlenin hiçbir ağırlığı yokmuş gibi devam eder.

Bu yüzden "Duydum seni" çoğu zaman yetmez.

Daha derindeki soru şudur: Ses kulağına girdi mi?

Hayır. Asıl soru şudur: Benim yaşadığım şey sana ulaştığında senin için bir anlam taşıdı mı?

Dinlemenin üç katmanı

İlk katman dikkattir. Bedensel olarak orada mısın? Telefon kenarda mı? Başını kaldırıp bakıyor musun? Partnerinin sinir sistemi "şu an bu odada yerim var" diyebilecek kadar dikkatini bölmeyi bıraktın mı?

İkinci katman anlamaktır. Partnerinin söylediğini onun tanıyacağı şekilde geri verebiliyor musun? Mahkeme tutanağı gibi değil. İnsan gibi.

Üçüncü katman etkidir. Duyduğun şey sende bir şeyi değiştiriyor mu? Ses tonunu, zamanlamanı, bir sonraki seçimini, özrünü, planını, farkındalığını?

Birçok çift, taraflardan biri birinci ya da ikinci katmanın "dinlemek" sayılması gerektiğine inanırken, diğer taraf üçüncü katmanı istediği için kavga eder.

Altındaki cümle

"Beni hiç dinlemiyorsun" çoğu zaman şu demektir:

"Bunun bana neye mal olduğunu anlatıp duruyorum; sen ise bunu seni etkilemesi gereken bir şey gibi değil, sadece bilgi gibi ele alıyorsun."

Bu başka bir şikayettir.

Bir partner "Sabahları her şeyi tek başıma yapıyormuş gibi hissediyorum" der, diğeri "Biliyorum" deyip ertesi gün yine uyursa sorun anlama değildir. Sorun, duyulan şeyin ilişkiyi etkilememesidir.

Bir partner "İşimle ilgili şakaların beni utandırıyor" der, diğeri cümleyi tekrar edebilir ama sonraki hafta sonu yine aynı şakayı yaparsa sorun hafıza değildir. Sorun önemsememektir.

Dinleme davranışa dönüşmediğinde insanlar dinlendiklerine inanmayı bırakır.

Onaylamak aynı fikirde olmak değildir

Bazı partnerler dinlemeye direnir; çünkü anlamanın teslim olmak olduğunu sanırlar.

"Kendini terk edilmiş hissettiğini kabul edersem, seni terk ettiğimi kabul etmiş mi olurum?"

Hayır. Onaylamak, partnerinin duygusal deneyiminin onun bulunduğu yerden bakınca anlaşılır olduğunu söylemektir. Her sonucun doğru, her isteğin mümkün olduğu anlamına gelmez.

Şunu deneyin:

"Bunun neden seni yalnız bırakmışım gibi hissettirdiğini anlıyorum. Ne olduğunu açıklamak istiyorum ama sende neden böyle kaldığını da görüyorum."

Bu cümle iki gerçeği de ayakta tutar. İtirafa dönüşmez. Savunmaya saklanmaz.

Dinlemenin bir şeyi değiştirdiğini nasıl gösterirsiniz?

Dinlemeyi inandırıcı kılmanın en hızlı yolu, yapacağınız küçük ayarı söylemektir.

"Sabahların yalnız hissettirdiğini duydum. Yarın kahvaltıyı ve ayakkabıları ben halledeceğim."

"Şakalarımın seni küçük düşmüş gibi hissettirdiğini duydum. O konuyu kalabalıkta espri malzemesi yapmayacağım."

"Ailemin gelmeden önce sana haber verilmesine ihtiyacın olduğunu duydum. Evet demeden önce sana soracağım."

Ayarlamanın her şeyi çözmesi gerekmez. Söylenenlerin ilişkiye girdiğini göstermesi gerekir.

Değişiklik mümkün değilse, onu da söyleyin:

"Daha erken eve gelmemi istediğini duyuyorum. Bu ay vardiyamı değiştiremiyorum. Ama yatmadan önce arayabilir ve cumartesi sabahını koruyabilirim."

Bu da etkidir. İhtiyacın, eldeki seçenekleri şekillendirecek kadar önemli olduğunu gösterir.

Söyleyen kişi neyi farklı yapabilir?

"Beni hiç dinlemiyorsun" diyen sizseniz, bunu hangi katmana ihtiyaç duyduğunuza çevirmeyi deneyin.

Dikkate mi ihtiyacınız var?

"Bunu konuşurken telefonu bırakmana ihtiyacım var."

Anlaşılmaya mı ihtiyacınız var?

"Cevap vermeden önce benden ne duyduğunu söyleyebilir misin?"

Etkiye mi ihtiyacınız var?

"Bunun sadece kabul edilmesine değil, somut bir şeyi değiştirmesine ihtiyacım var."

Bu son cümle özellikle işe yarar. Konuşmayı belirsiz umutsuzluktan somut bir isteğe taşır.

Gerçek onarım

İyi dinleme pasif değildir. Partneriniz duygularını yere dökerken sessizce beklemek değildir. İyi dinleme, başka bir insanın gerçekliğiyle temas kurmaktır.

Bazen bu temas fikrinizi değiştirir.

Bazen davranışınızı değiştirir.

Bazen sadece şefkatinizi değiştirir.

Ama içinizde hiçbir şey kıpırdamazsa partneriniz bir süre sonra buna dinlemek demeyi bırakır.

Konuşmaya devam edebilir.

Kibar kalabilir.

Ama uzanışı küçülür.

Onarım, "Duydum seni" diye ısrar etmek değildir.

Onarım, "Bunun benim için önemli olduğunu sana ne gösterir?" diye sormaktır.

Bu soru, aynı konuyu defalarca konuşmuş çiftler için özellikle değerlidir. Tekrar iki tarafı da uyuşturabilir: biri bunu yüz farklı şekilde söylediğini hisseder, diğeri de artık hiçbir cevabın sayılmayacağını düşünür. Etkiyi neyin göstereceğini sormak çifti döngüden çıkarır. Gerekli değişikliğin küçük, somut ve çoktan gecikmiş olduğunu gösterebilir. Ya da incinen tarafın tek bir davranıştan daha geniş bir şey istediğini ortaya çıkarabilir. Her iki durumda da konuşma daha dürüst hale gelir.

Cevap vermeden önce cümleyi çevirin

"Beni hiç dinlemiyorsun" çoğu zaman daha iyi ses işleme talebi değildir. Genellikle "Beni içeri almıyorsun" demektir. Partner her kelimeyi duymuş olabilir; ama duygusal anlamı kaçırmış olabilir. Düz anlamlı cevapların işe yaramamasının nedeni bu boşluktur.

Biri "Beni hiç dinlemiyorsun" dediğinde cezbedici cevap kanıttır: "Dinledim. Randevunun üçte olduğunu söyledin." Kanıt doğru olabilir; ama altındaki yalnızlığa değmez. Daha işe yarayan ilk adım çeviridir: "Detayları duyduğumu ama neden önemli olduğunu gerçekten anlamadığımı mı söylüyorsun?"

Bu soru kavgayı yavaşlatır. İncinen partnere daha derindeki ihtiyacı söyleme şansı verir: hatırlanmak, ciddiye alınmak, korunmak, öncelik verilmek ya da duygusal olarak yanında biri olduğunu hissetmek.

Dinleme kanıt ister

Dinleme, bir şeyi değiştirdiğinde inandırıcı hale gelir. Partner bunaldığını söyler ve evde hiçbir şey değişmezse, dinlemenin sadece törensel olduğunu düşünebilir. Bir şakanın canını yaktığını söyler ve şaka devam ederse, özrün sadece tartışmayı kapatmaya yaradığı sonucuna varabilir.

Kanıt dramatik olmak zorunda değildir. Bir takip mesajı, değişen bir alışkanlık, ertesi sabah sorulan bir soru ya da iki kere istenmeden yapılan küçük bir ayar olabilir. "Sabahların zor olduğunu söylemiştin; o yüzden bu gece öğle yemeklerini hazırladım" uzun bir konuşmadan daha fazla dinlenmişlik hissettirebilir.

Çiftler birbirine doğrudan sorabilir: "Bu konuşmadan sonra kendini duyulmuş hissetmeni ne sağlar?" Cevap söz, davranış, sabır ya da zaman olabilir. Bu soru olmadan biri özet sunmaya devam ederken diğeri kanıt bekliyor olabilir.

Konuşmadan sonra küçük bir test

Bir dinleme konuşmasından sonra sessizce şunu sorun: "Partnerim benden neyi ileriye taşımamı istedi?" Cevap sadece "üzgündü" ise dinleme henüz bitmemiştir. Daha iyi cevaplar daha somuttur: "İnsanları eve davet etmeden önce ona sormam gerekiyor" ya da "Para hakkında şaka yapmanın onu yalnız hissettirdiğini hatırlamam gerekiyor."

Test, her cümleyi ezbere tekrar edip edemediğiniz değildir. Test, konuşmanın aynı sorun bir daha belirdiğinde bir sonraki anı değiştirip değiştirmediğidir. Duyulmak, hafıza özen haline geldiğinde gerçek olur.

Kaynaklar

  • Carl R. Rogers, On Becoming a Person, 1961.
  • Harry T. Reis ve Phillip Shaver, intimacy as an interpersonal process, Handbook of Personal Relationships, 1988.
  • Sue Johnson, Hold Me Tight: Seven Conversations for a Lifetime of Love, 2008.

İlgili okumalar


Dinleme yalnızca tekrarla kanıtlanmaz. Yakın ilişkilerde dinleme, bir sonraki anı değiştirdiğinde inandırıcı hale gelir.